Kurumsal girişimciliğin diğerlerinden ne farkı var?

İnovasyona giden yol kurumsal girişimcilikten geçiyor. Ancak bu türde inovasyonu diğerlerinden özelliklere dikkat etmek gerekiyor.

İnovasyon, her zaman kurumun en tepesindeki kişilerden çıkmaz. Hatta inovasyon kıvılcımlarına çoğu zaman tepelerden ziyade düzlüklerde, yani yönetim ofislerinden ziyade çalışma alanlarında rastlanır. Bu çalışma alanlarında şirket çalışanları görev yapar.
Süreçlere yöneticilerden çok daha yakın olan ve problemleri bizzat yaşayıp yakından gören çalışanlar, şirketin hangi noktalarda inovasyona ihtiyaç duyduğunu iyi bilirler. Bu yüzden şirketi inovatif anlamda ileri taşıyacak harika fikirleri olabilir. Ne yazık ki bu iyi fikirler çoğu zaman yönetim kadrosuna ulaşamaz.

Fikir sahibi potansiyel girişimci adaylarının ise bir girişim peşinde koşturmaya, işlerinden ayrılıp kendi girişimlerini başlatmaya cesareti yoktur. Hepsinin bakması gereken bir ailesi, ödenmesi gereken faturaları ve daha pek çok sorumluluğu vardır. Ayrıca ortada bir risk olmasa bile, çoğu çalışan çalıştığı iş yerine sadıktır ve bir inovasyona bağlı bir başarıdan söz edilecekse, bunun kendi iş yeri olmasını ister. Alex Moazed, Inc.com için yazdığı “Corporate Intrapreneurship: Separating Myths from Facts” başlıklı makalesinde, kurumsal girişimcilik hakkında doğru bilinen yanlışları ortaya koyuyor.

Hayaller Silikon Vadisi ama “risk yönetimi”

Kurumsal girişimcilik ve inovasyon sözcükleri son dönemde iş dünyasında o kadar çok kullanılıyor ki, anlamını yitirip içi boş kalıplara dönüşmek üzereler. Çoğu yönetici, sadece başarılı örnekleri görüyor ve Silikon Vadisi’ndeki inovasyon atmosferini kendi şirketlerinde de uygulayabileceklerini düşünüyorlar. Ne var ki işler pek de bekledikleri gibi gitmiyor. Silikon Vadisi’nin yapısını, atmosferini, hatta havasını taklit edebilirsiniz, ancak iş inovasyon için kurumsal anlamda risk almaya geldiğinde bu o kadar da kolay olmaz. Silikon Vadisi’nin bugünlere gelmesinde, büyük riskler alan vizyoner girişimcilerin rolünü unutmamak gerekiyor.

Risk kavramı bir şirketin en sevmediği kavramların başında gelir. Riskler olabildiğince minimize edilir. İşçiler işçi haklarıyla korunur, insan kaynakları firma ve çalışan arasındaki ilişkileri ve hakları korur, hissedarlar hisselerini, yöneticiler şirketin bütününü koruma refleksiyle hareket eder. Hal böyle olunca da girişimlerdeki “yüksek risk, yüksek kazanç” senaryosu kurumlarda yeteri kadar iyi taklit edilemez. Tüm bunlar elbette çalışanların şirketleri için asla girişim yapamayacakları anlamına gelmiyor. Ancak bunun için hem gerçekten vizyon sahibi olmaları hem de önce fikirlerinin işe yaradığını kanıtlamaları gerekiyor.

Yüksek teknoloji platformları işe basit teknolojiyle başlıyor

Teknoloji girişimleri deyince aklımıza kullanıcının her ihtiyacının önceden düşünüldüğü büyük platformlar gelir. Bu platformlar ise bir günde oluşmaz. Bunun için yüksek teknolojiye, sayısız prototipe, dolayısıyla uzun bir sürece ihtiyaç var. Bir kurum inovasyona gitmek istediğinde, yöneticiler hem şık görünen hem de iyi teknoloji ve algoritmaların kullanıldığı prototipler görmek ister. Ancak başlangıçta durum beklendiği gibi olmaz.

Prototiplerin çoğu sadece iş görecek şekilde, basit teknolojilerle yapılır. Çoğu zaman insan müdahalesine ihtiyaç duyarlar. Örneğin evcil hayvan dükkanları ile hayvanseverleri bir araya getirmek isteyen bir platform düşünelim. Girişimci bu platform için başlangıçta muhtemelen uzun süre bilgisayar başında tek başına yeri gelecek form dolduracak, yeri gelecek telefonlara bakacak. Kullanıcıları onaylamak ve ihtiyaçları temin etmek gibi bilgisayara yaptırabileceği işleri ise tek tek kendisi yapacak, çünkü kullandığı basit teknoloji bu işlemleri otomatize etmesine yetmeyecek. Onca emeğin sonunda, girişimci projesinin işe yaradığını kanıtlayabilirse, ancak o zaman yüksek teknolojiye sahip bir ürün geliştirme sürecine girilebilir. Çünkü projesi artık işe yaradığını kanıtlamış, risk almaya değer bir haldedir.