Kurumsal inovasyon ekosistemi kurmak için temel prensipler

Şüphesiz ki etrafımızdaki dünya değişiyor. Teknoloji ve yazılım, iş dünyasının birçok alanına değişiklik getirdi ve bu değişiklikler artarak devam ediyor. Şirketlerin teknolojik ve ekonomik değişmelere kayıtsız kalması imkansız hale geldi. Şirketler, artık kafalarını kuma gömmekten ziyade bir cevap vermek zorunda.

Zorlayıcı olan ise şirketlerin tam olarak ne yapması gerektiğine karar vermeleri. Tenday Viki, Medium’da kaleme aldığı makalesinde ve “Kurumsal Girişim” adlı kitabında bu konulara cevap vermeye çalışıyor.

Değişime nasıl cevap verileceği konusu yeni bir konu değil. Joseph Schumpeter, 1942 yılında şirketlerin inovatif ve yeni teknolojileri kullanarak kendini yenilemesinden yaratıcı yıkım süreci olarak bahsetmişti. Fakat Schumpeter bunu söylerken yaratıcı yıkım sürecinde dahi şirketlerin hayatına devam edebilmesi için bir şansının var olduğunu anlatmıştı. Bir başka deyişle ölüm kaçınılmaz değildir. Şirketler değişime cevap verebilir, hayatta kalabilir ve gelişmeye devam edebilir.

Stratejik Avantajın Sonu

Şirketler hayatta kalabilmek için karşılaştıkları zorluklar hakkında açık görüşlü olmalıdır. Birçok MBA programında uzun vadede rekabet avantajlarını bulmaya yönelik bir eğitim vardır. Bu avantajları bulduktan sonra yöneticilerin görevi bu avantajları korumak olmalıdır. Avantajların korunması ise iyi bir finansal yönetim ve operasyonel üstünlük ile gerçekleşebilir. Bu uygulamalar istikrarlı bir dünyada mümkündü ancak artık biz böyle bir dünyada yaşamıyoruz.

Modern yönetim düşüncesi, uzun vadeli bir rekabet avantajı fikrinin doğru olmadığını savunur. Rita McGrath’a göre şirketler var olan avantajlarından yararlanmalı ve bir sonraki avantajlarını ortaya çıkarmaya çalışmalılar. Bu, şirketlerin her zaman karşılaştığı ve üzerine araştırma yapmaya devam ettiği bir problemdir.

“Yalın Girişim” Kurun

Günümüzde girişimciler; Google, Facebook, Dropbox, Uber gibi girişimlerin birkaç milyar dolar değerinde olması ve uzun süre önce kurulmuş Blockbuster, Nokia, Kodak, Blackberry gibi şirketlerin ortadan kalkması ile birlikte çok popüler oldular. “Yalın Girişim” hareketi, köklü şirketlerin de bir girişimmiş gibi davranması gerektiği yönündeki düşünceleri tetikledi. Peki ama zaten çok karlı işler yapan şirketler nasıl bir girişimmiş gibi davranabilirler?

Girişimlerin yolculuklarında nerede olduklarını bilmesi için arama ve gerçekleştirme arasındaki fark önemli bir detaydır. Fakat kurulmuş olan şirketler için yapılması gereken, birtakım işleri gerçekleştirirken aynı zamanda aramaya devam etmeyi de bilmektir. Bu şirketler, sadece yeni iyi fikirler aramamalıdır. Başarılı bir inovasyonun tanımı, yeni iyi fikirler ile gelir getiren bir iş modelinin bir araya gelmesidir.

Bu nedenle şirketler kendini tek başına bir organizasyon olarak tanımlamamalıdır. Kurulmuş şirketler, ekosistem yaklaşımını benimsemelidirler. Tüm modern şirketler, var olan ürünleri ile kazançlı iş modeli yaratabilecek yeni ürünler arayışı arasında dengeli olmalıdır. İnovasyon ekosistemi ve içindeki ürünler, bu yolculukta nerede olduklarına bağlı olarak yani arama ve gerçekleştirmeye uygun şekilde yönetilmelidir.

“Kurumsal Girişim” kitabında, kuruluşların inovasyon ekosistemini kurmak için kullanabileceği beş temel prensip şu şekilde sıralanmıştır:

İnovasyon Tezi

İnovasyon bir gerilla hareketi şeklinde yapılmamalı, ana işlerden saklanmalı ve korunmalıdır. Kuruluşun genel stratejik hedeflerine uyumlu ve bu hedeflerin bir parçası olmalıdır. Bu, inovasyon projesinin ana ürün portföyüne geçiş sürecinde oldukça önemlidir. Her büyük şirketin bir inovasyon tezine sahip olması gereklidir. İnovasyon tezi, şirketin geleceğe bakışı ve stratejik hedeflerini açıkça belirlemelidir. Bu tez ayrıca şirketin yatırım yapabileceği inovatif projelerin sınırlarını belirler. Ek olarak, şirket inovasyon sürecini piyasadaki değişiklere cevap vereceği bir strateji kaynağı olarak kullanmalıdır.

İnovasyon Portföyü

Şirketler, inovasyon tezlerini ve stratejik hedeflerini gerçekleştirmek için ürün ve hizmetlerini içeren bir portföy oluşturmalıdır. Bu portföy, bütün inovasyon yelpazesini kapsayan ürünler içermelidir. Ayrıca; ilk evresindeki, olgun ve yerleşik ürünleri kapsamalıdır. Amaç, farklı gelişme sürecindeki çeşitli iş modellerini yöneten dengeli bir portföye sahip olmaktır. Ürün portföyünün dengesi, şirketin genel strateji ve inovasyon tezinin bir ifadesi olmalıdır.

İnovasyon Çerçevesi

Şirketler; aramadan gerçekleştirmeye olan yolculuğunu idare etmek, ürün ve hizmetlerini içeren portföyünü yönetmek için bir çerçeveye ihtiyaç duyarlar. Ash Maurya’nın Running Lean, Steve Blank’ın Invesment Readliness gibi çeşitli çerçeve fikirleri vardır. Bütün bu çerçeveler inovasyon için üç adımda özetlenebilir: fikir üretmek, fikri test etmek ve bu fikri ölçeklendirmek. Bir şirket, mevcut ürünlerinin iş modellerini değiştirmeyi yenileme fikri ile gerçekleştirebilir. Bir inovasyon çerçevesine sahip olmak, iş için birleştirici bir dil sağlar. Bu sayede herkes bir işin veya ürünün bütün süreçlerine hakim olur. Bu, bir şirketin yatırım kararlarını ve ürün geliştirme uygulamalarını yönetebilmesinin temelini oluşturur.

İnovasyon Muhasebesi

Bir inovasyon çerçevesinin uygulanmasıyla birlikte, şirketin başarısını ölçmek için doğru yatırım uygulamalarını ve metriklerini kullandıklarından emin olması gerekiyor. Geleneksel muhasebe metotları temel ürünleri yönetmek için mükemmeldir. Ancak iş, inovasyonu yönetmeye geldiği zaman farklı araçlara ihtiyaç duyulur. Şirketler, ürünlerinin inovasyon süreçlerine bağlı olarak artışlı yatırım yöntemini kullanmalılar. Ayrıca üç farklı inovasyon KPI (temel performans göstergesi) değerleri takip edilmelidir:

  • Raporlama KPI’ları, geçerlilik hızı gibi fikirden ölçeğe geçerken yeni girişimlerdeki çalışmaları takip etmek için tasarlanmıştır.
  • Yönetim KPI’ları; ürünün hangi pazara uyacağını bulmaya ne kadar yakın olduğunu tespit etmek gibi, belirli fikirlere yatırım yapmaya devam edip etmemeye dair daha iyi bir tablo çizmeye yarar.
  • Global KPI’lar, büyük işletmelerin genel inovasyon performasını inceler.

İnovasyon Uygulaması

İnovasyon yatırımlarını doğru bir şekilde yönetmenin yanında ürün geliştirme yöntemleri de inovasyon çerçevesine uygun hale getirilmelidir. İnovasyon uygulamasının temel prensibine göre, hiçbir ürün geçerli bir iş modeline sahip olmadan ölçeklendirilmemelidir. Dolayısıyla arama sürecinde “Ürün müşteri isteklerini karşılıyor mu?” gibi değer hipotezleri ve “Gelirlerimizi ve müşterilerimizi nasıl arttırabiliriz?” gibi büyüme hipotezleri cevaplanmalıdır. Bu süreç, ürünün müşteri için çekiciliğini ve potansiyel karlılığının geçerliliğini doğrular. Bu, ürün pazarına uygunluğun ve yalın girişimin tanımıdır.

Bu beş prensip, inovasyon ekosistemi oluşturulmasına büyük bir yarar sağlıyor. İlk iki prensip (tez ve portföy) inovasyon stratejisine, sonraki iki prensip (çerçeve ve muhasebe) inovasyon yönetimine odaklanıyor. Son prensip ise en can alıcı noktaya yani şirketin müşteriyle buluştuğu ve iş modelini doğruladığı yere odaklanıyor. Bununla birlikte, destekliyici bir ekosisteme sahip değilse yeni çıkan inovatif ürünlerin hayatta kalması pek mümkün olmuyor. Bu yüzden bu beş prensip oldukça değerli.

Tenday Viki’nin yazmış olduğu “Kurumsal Girişim”  adlı kitapta, bu prensipler adına daha fazla detay bulabilir ve şirketlerin kendi inovasyon ekosistemi kurmalarına yönelik daha fazla bilgi alabilirsiniz.