Nobel Ekonomi Ödülü bu yıl neden inovasyona gitti?

Dünyanın en prestijli ödüllerinden Nobel’in pek çok farklı dalı bulunuyor. Bu yıl ekonomi dalındaki ödül iki akademisyen arasında paylaşıldı. Bu isimlerden Paul Romer’e verilen ödülün arkasında ise teknoloji odaklı inovasyon ile ekonomilerin nasıl geliştiği bulunuyor.

“Nordhaus ve Romer uzun süreli sürdürebilir ekonomik büyümenin oluşturulması konusunda zamanımızın en temel ve acil sorunlara hitap eden yöntemler geliştirdiler.” Bu cümle, Nobel Ödülleri’ni veren Norveç Kraliyet Bilimler Akademisi tarafından kuruldu. Bu yıl ekonomi dalında Nobel Ödülü’ne layık bulunan isimlerden William D. Nordhaus ve Paul Romer için kullanılan bu ifadenin detaylarına inildiğinde ise tanıdık bir kavram; yani İnovasyon karşımıza çıkıyor.

Bu iki önemli isimden Paul Romer’e odaklanan bir Forbes makalesi, Nobel’in de inovasyona verdiği değeri ortaya koyuyor. Kendini kurumlar arası iş birliğine odaklanmış Vested iş modelinin yazarı, eğitimcisi ve mimarı olarak tanımlayan Kate Vitasek tarafından kaleme alınan “Paul Romer: The Path To Economic Growth And Innovation” başlıklı makale hem Romer’in teorisini hem de inovasyonun önemini ön plana alıyor.

Peki Paul Romer nasıl bir teori geliştirdi de Nobel’in bu yılki sahibi oldu. Vitasek, Romer’i yeni fikirleri ve uzun vadeli büyümeyi teşvik eden düzenlemelere ve politikalara yönelik önemli araştırmalar yapan; ekonomiyi, hükümet politikalarıyla birlikte herkes için teknolojik yenilikler geliştirebilecek ve teşvik edebilecek dev bir “inovasyon keşif makinesi” olarak görüyor. Nobel Ödül Komitesi, benzer teknolojik yenilik odaklı araştırmaların daha önce de yapıldığını, ancak ekonomik kararların ve piyasa koşullarının yeni teknolojilerin nasıl belirlendiğini modellemediğine dikkat çekerken Romer’in bunu başaran bir isim olduğunu açıklıyor. Zaten, Nobel Ödül Komitesi’nin ödülü inovasyon odaklı bir çalışmaya vermesinin ardında da bu yatıyor.

New York Üniversitesi profesörlerinden ve Marron Kentsel Yönetim Enstitüsü Direktörü olan Romer, bilginin uzun vadeli ekonomik büyümenin itici güçlerinden biri olarak nasıl işlev görebileceğini gösteren, teknolojik değişimin hızlı temposuyla ekonominin yüzleşmesine odaklanan bir isim.

İnovasyon içeriden geliyor

Vitasek, Romer’in 1990 yılında “Endojen Büyüme Teorisi – Endogenous Growth Theory” adlı teorinin temellerini attığını belirtiyor. Bu teorinin hem kavramsal hem de pratik olduğunu kaydeden Vitasek, sebebini ise fikirlerin ürünlerden nasıl farklılaştığını ve bir pazarda gelişmek için belirli koşulların yerine getirilmesi gerektiğini açıklaması olarak tanımlıyor. Endojenin, üretilen, ortaya çıkan veya iç büyüme ile meydana gelmiş şeylere atıf yapan bir terim olduğunu belirten Vitasek, bu teorinin ekonomik büyümenin esas olarak içsel ve dışsal etkenlerin bir sonucu olmadığı yönünde olduğunu kaydediyor. Yani daha basit bir tanımla; insan sermayesine, inovasyona ve bilgiye yatırım ekonomik büyümeye önemli katkılar sağlıyor.

İnovasyonu yönlendirmek

Romer’in, inovasyonu teşvik etmek ve sonuçları doğru tahmin etmek söz konusu olduğunda “yönlendirmenin”, “gaza basmaktan” daha önemli olduğu görüşünü aktaran Vitasek, petrol ve doğal gaz çıkartmak için kullanılan “kayaları parçalama” yönteminin bunun bir örneği olduğuna dikkat çekiyor. Kaya gazı olarak da adlandırılan bu yöntem daha fazla üretim sağlamakla birlikte çeşitli kanıtlanmış riskleri de beraberinde getiriyor. Romer, bu yöntemin daha fazla petrol satın almayı teşvik ettiğini kaydederken, atmosfere daha fazla karbon salımı gibi olumsuz yan etkilerin göz ardı edildiğine vurgu yapıyor. Ek bilgi olarak bu yöntemin Türkiye’de de Enerji Bakanlığı’nın gündeminde olduğunu, ABD’de yapılan bazı araştırmaların kayaların parçalanmasını takiben küçük çaplı depremleri tetiklediğini belirtelim.

Romer, bu örnekten hareketle işgücü piyasasında, eğitimde ve enerji kaynaklarının geleceği hakkında yeni şeyler düşünmemiz gerektiğini kaydediyor.

İlgili yazının orijinal tam metnine bu linkten ulaşabilirsiniz.